DOLAR: 2.66 TL
EURO: 2.98 TL

Beyin Gücü Nasıl Kullanılır ? B-2

1 yıl önce
20 kez görüntülendi

Resim bulunamadı

DÜŞÜNMENİN KOŞULLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Bir insanın zihni, akıllıca işlenebilecek ya da yabani olmaya bırakılabilecek bir bahçeye benzetilebilir; fakat ister işlensin ister ihmal edilsin, bir mahsulü olmalıdır ve olacaktır. Eğer işe yaramayan tohumları ekerseniz, bol miktarda işe yaramayan yeni yabani tohumlar toprağa düşecek ve kendi türlerini çoğaltmaya devam edecektir.
Tıpkı bir bahçıvanın yabani otlardan temizleyerek ve istediği çiçekleri ve meyveleri yetiştirerek toprağını işlemesi gibi, bir insan da tüm yanlış, gereksiz ve kötü düşünceleri ayıklayıp, mükemmelliğe ulaşmak için doğru, faydalı ve temiz düşüncelerin çiçeklerini ve meyvelerini yetiştirerek zihninin bahçesiyle ilgilenebilir. Bu süreci izleyerek, bir insan er ya da geç ruhunun baş bahçıvanı ve hayatının yöneticisi olduğunu keşfeder. Aynı zamanda kendi içindeki düşünce hatalarını açığa çıkartır ve giderek artan bir doğrulukla düşüncenin ve zihinsel unsurların karakterin, koşulların ve kaderin şekillendirilmesinde nasıl etkin olduğunu anlar.
Düşünce ve karakter birdir ve karakter kendisini ancak çevre ve koşullar aracılığıyla ortaya koyup keşfedebildiği için, bir kişinin hayatının dış koşulları her zaman iç durumuyla uyumlu şekilde bağlantılı olacaktır. Bu bir insanın herhangi bir zamandaki koşullarının tüm karakterinin bir göstergesi olduğu anlamına gelmez, fakat bu koşullar o insanın içindeki bir hayati düşünce unsuru ile o kadar yakından bağlantılıdır ki, o anda gelişimi açısından vazgeçilmezlerdir.
Her insan varoluşunun kuralı ile bulunduğu yere gelmiştir; karakteri içine inşa ettiği düşünceler onu oraya getirmiştir ve hayatının düzenlenmesinde hiçbir şans unsuru yoktur, tümü değişmez bir kuralın sonucudur. Bu durum, çevrelerindeki şartlardan memnun olanlar kadar kendilerini “uyumsuz” hissedenler için de doğrudur. İlerleyen ve gelişen bir varlık olarak, insan gelişebileceğini öğrenebileceği yerdedir; ve herhangi bir koşulun kendisi için içerdiği ruhsal dersi öğrendikçe bu koşul geçip yerini başka koşullara bırakır.
İnsan, kendisini dış koşulların yarattığına inandığı sürece koşullardan darbe alır, fakat kendisinin yaratıcı bir güç olduğunu ve varlığının koşulların gelişebileceği gizli toprağına ve tohumlarına hakim olabileceğini fark ettiği zaman, kendisinin haklı efendisi haline gelir.
Herhangi bir süre boyunca kendi kendini kontrol etmiş ve kendi kendini arındırmış herhangi bir kişi, koşulların düşünceden kaynaklandığını bilir, çünkü koşullarındaki değişimin değişen zihinsel durumuyla doğru orantılı olduğunu fark etmiştir. Bu o kadar doğrudur ki, bir kişi azimli şekilde karakterindeki kusurları düzeltmeye çaba gösterip, hızlı ve belirgin bir ilerleme kaydettiğinde, hızla birbirini izleyen değişikliklerden geçer.

Ruh, gizlice barındırdığını, sevdiğini ve korktuğunu çeker. Sevilen arzularının yüksekliğine ulaşır; iffetsiz isteklerinin seviyesine kadar düşer ve koşullar da ruhun kendine ait olanı aldığı aracılardır.
Zihne ekilen ya da düşmesine ve orada köklenmesine izin verilen her düşünce tohumu kendi üretimini yaparak, er ya da geç eyleme dönüşür ve kendi fırsat ve koşul meyvesini verir. İyi düşünceler iyi meyve verir, kötü düşünceler ise kötü meyve. Koşulların dış dünyası kendisini düşüncenin iç dünyasına göre şekillendirir ve hem hoş hem de nahoş dış şartlar bireyin iyiliğini sağlayan etkenlerdir. Kendi hasadını yapan insan hem acı
çekmeyi hem de mutluluğu öğrenir.
Kendisine hakim olmasına izin verdiği en derin isteklerini, arzularını ve düşünceleri izleyerek (kötü düşüncelerin aldatmalarının peşinde koşarak ya da güçlü ve büyük çabanın yolundan şaşmadan yürüyerek), insan sonunda hayatının dış koşullarında takip ettiği düşüncelerinin gerçekleşmesine ve meyve vermesi seviyesine ulaşır.
Gelişme ve uyum yasaları her yerde geçerlidir. Bir insan düşkünler evine ya da hapse talihin veya koşulların zalimliği yüzünden değil, aşağılık düşüncelerin ve adi isteklerin yolunu izleyerek gelir. Temiz düşünceli bir insan da aniden herhangi bir dış kuvvetin zorlamasıyla suç işlemez. Suç düşüncesi yürekte gizlice gelişmekte ve fırsat saatinin gelmesi onun birikmiş gücünü açığa çıkartmaktadır. Koşullar insanı oluşturmaz; ancak onu açığa çıkartır.

İnsanı kötü eğilimler olmadan kötülüğe ve ona eşlik eden acılara götüren, ya da erdemli arzular sürekli olarak yeşertilmeden erdeme ve onun saf mutluluğuna götüren hiçbir koşul yoktur. Dolayısıyla insan, düşüncenin sahibi ve efendisi olarak, kendisinin yapımcısı ve çevrenin biçimlendiricisi ve yazarıdır. Doğumda bile ruh kendi başına gelir ve dünyevi haccının her basamağında kendisini açığa çıkartan, kendi temizliğinin ve kötülüğünün, gücünün ve güçsüzlüğünün yansımaları olan durumların bileşimini kendine çeker. İnsanlar istedikleri şeyi değil, oldukları şeyi kendilerine çekerler. Kaprisleri, arzuları ve tutkuları her adımda engellenir. Ancak en derin düşünceleri ve istekleri ister kirli ister temiz olsun, kendi besinleriyle beslenir. İnsana yalnızca kendisi kelepçe vurur. Düşünce ve eylem Kaderin gardiyanlarıdır – en alt seviyedeki düşünceleri kötü oldukları için hapsederler.
Düşünce ve eylem aynı zamanda da Özgürlüğün melekleridir – asil seviyedeki düşünceleri asil oldukları için özgür bırakırlar. Bir insan istediği ve elde etmek için dua ettiği şeyi değil, adil şekilde hak ettiği şeyi elde
eder. İstekleri ve duaları, ancak düşünceleri ve eylemleriyle uyumlu oldukları zaman yerine getirilir ve cevaplanır.

O halde, bu gerçeğin ışığında, “koşullara karşı mücadele etmek” ne anlama gelmektedir? Bunun anlamı, bir insanın sürekli yüreğinde besleyip koruduğu bir sebebin sonucuna karşı gelmesidir. Sebep bilinçli bir kötülük ya da bilinçsiz bir güçsüzlük biçimini alabilir; fakat her ne olursa olsun, sahibinin çabalarının sonuç vermesini inatla geciktirir ve bu yüzden sürekli olarakçözüm arar.

İnsanlar koşullarını iyileştirmeye hevesli olmalarına rağmen, kendilerini iyileştirmeye isteksizdirler; bu nedenle de elleri kolları bağlı kalırlar. Hedefleri doğrultusunda kendisini çarmıha germekten kaçınmayan kişi asla yüreğindeki amacı gerçekleştirmek konusunda başarısız olamaz. Bu, tanrısal şeyler için olduğu kadar, dünyevi şeyler için de geçerlidir. Tek amacı zengin olmak olan bir insan bile bu amacına ulaşabilmek için büyük kişisel feragatlerde bulunmaya hazırlıklı olmalıdır; peki sizce, güçlü ve dengeli bir yaşamı gerçekleştirmek isteyen bir kişi bunun kaç katını yapmalıdır?
Çok yoksul olan bir adam düşünün. Çevresinin ve evindeki konforun iyileşmesi konusunda son derece heveslidir, fakat her zaman işten kaytarmakta ve maaşının yetersizliğinden dolayı işvereni aldatmaya çalışmasının haklı olduğunu düşünmektedir. Bu tür bir adam gerçek refahın temeli olan en basit ilkeleri bile anlamamaktadır ve yalnızca zavallı durumundankurtulmayı hak etmemekle kalmayıp, aynı zamanda tembel, aldatıcı ve mertçe olmayan düşünceleri barındırıp uygulamakla aslında kendisine daha da ağır bir zavallılığı doğruçekmektedir.
Oburluk sonucunda ortaya çıkan acılı ve geçmeyen bir hastalığın kurbanı olan zengin bir adam düşünün. Bundan kurtulmak için büyük miktarlarda para vermeye razıdır, fakat obur isteklerinden vazgeçmeyecektir. Hem zengin ve yapay besinlere olan iştahını doyurmak, hem de sağlıklı kalmak istemektedir. Bu tür bir adam sağlıklı olmaya kesinlikle layık değildir, çünkü sağlıklı bir yaşamın ilk ilkelerini henüz öğrenmemiştir. Yasal maaşı ödememek için namussuzca işlemler yapan ve daha fazla kâr sağlamak umuduyla çalışanlarının maaşlarını düşüren bir işveren düşünün. Bu tür bir adam kesinlikle refahı hak etmemektedir. Ve hem ünü bakımından hem de varlık bakımından kendisini iflas etmiş bulduğunda, kendi durumunun tek yazarının kendisi olduğunu bilmeden koşulları suçlamaktadır.
Bu üç olayı insanın (neredeyse her zaman bilinçsizce olsa da) kendi koşullarının tek kaynağının yine kendisi olduğunu ve bir yandan iyi sonucu amaçlarken, diğer yandan bu sonuçla çelişkili düşünce ve istekleri teşvik ederek bunun gerçekleşmesini sürekli olarak engellediğini ortaya koymak için örnek olarak verdim. Bu tür olaylar neredeyse sonsuz sayıda çoğaltılıp, çeşitlendirilebilir, fakat buna gerek yoktur. Okuyucu isterse kendi zihninde ve yaşamında düşünce yasalarının işleyişini takip ederek bulabilir. Bu yapılmadan yalnızca dış gerçekler üzerinde mantık yürüterek sonucu izah etmeye çalışmak yanlıştır.
Ancak, koşullar o kadar karmaşıktır, düşüncenin kökleri o kadar derindedir ve mutluluğun şartları bireylerde o kadar çok mevcuttur ki, bir kişinin ruh durumu (kendisi bilse bile) yalnızca hayatının dış çevresel görünümüne bakılarak bir başkası tarafından değerlendirilemez.
Bir insan belli açılardan dürüst olduğu halde bazı mahrumiyetler çekebilir. Bir insan da belli açılardan dürüst olmadığı halde zenginliğe ulaşabilir. Bu durumu bir insanın belli açıdan dürüst olduğu için başarısız olduğu, veya diğerini belli açıdan dürüst olmadığı için zenginliğe ve refaha ulaştığı şeklinde değerlendirmek, dürüst olmayanın tamamen ahlaksız ve dürüst olmadığını, erdemli olanın da tamamen erdemli olduğunu düşünmenin bir sonucudur.

Daha derin bir bilgi ve deneyimin ışığında değerlendirildiğinde böyle bir bakış açısının hatalı olduğu hemen anlaşılır. Dürüst olmayan insan diğerinin sahip olmadığı bazı takdire değer erdemlere sahip olabilir; ve dürüst insan da diğerinde bulunmayan bazı uygunsuz kötü özelliklere sahip olabilir. Dürüst insan dürüst düşüncelerinin ve eylemlerinin sonuçlarını alır; aynı zamanda da kötülüklerinin ortaya çıkardığı acıları taşır. Dürüst olmayan insan da benzer şekilde kendi acılarını ve mutluluğunu taşır.
Bir insanın erdeminden dolayı acı çektiğine inanmak insanoğlunun kibrini okşar. Ancak insan tüm hastalıklı, kötü ve ahlaksız düşünceleri ruhundan kazıyana kadar acılarının iyi değil de kötü niteliklerinin bir sonucu olduğunu bilecek ve ifade edecek durumda değildir.
Mükemmelleşme yolunda çalışan bir kişi zihninde ve hayatında kesinlikle adil olan büyük mevcut yasayı keşfeder. Bu yasa öyle bir yasadır ki sebep sonuç ilişkisinde kesinlikle kötülüğe karşı iyilik, iyiliğe karşı da kötülük yoktur. İnsan bu bilgiye sahip olduktan sonra, geçmişteki cehaletine ve körlüğüne bakarak, aslında yaşamının adil bir düzende olduğunu ve daima böyle olageldiğini bilir. İyi ya da kötü, geçmişteki tüm deneyimler gelişmekte olan, fakat henüz gelişmemiş olan benliğin adil sonuçlarından başka bir şey değildir.
İyi düşünceler ve eylemler asla kötü sonuçlar getiremez. Kötü düşünceler ve eylemler de asla iyi sonuçlar getiremez. Bu mısırdan mısır dışında bir şey olmayacağını, ısırgandan da ısırgan dışında bir şey olmayacağını söylemekle aynıdır. İnsanlar bu yasayı normal dünyada anlar ve uygularlar; fakat pek az kişi (oradaki işleyişi de aynı derecede basit ve şaşmaz olduğu halde) zihinsel ve manevi dünyada bu adil yasayı anlar ve dolayısıyla, bu değişmez yasayla işbirliği yapmazlar.
Acı çekmek daima belli bir yöndeki yanlış düşünmenin sonucudur. Acı çekmek bireyin kendisiyle ve varlığının yasasıyla uyum içinde olmadığının bir göstergesidir. Acı çekmenin tek ve üstün faydası, gereksiz ve kötü olan her şeyi arıtması ve yakmasıdır. Saf olan kişi için acı sona erer. Cüruf yok edildikten sonra altını yakmanın anlamı yoktur ve mükemmellik ölçüsünde saf ve aydınlanmış bir varlık acı çekemez.
Bir insanın acıyla karşılaştığı koşullar kendi zihinsel uyumsuzluğunun sonucudur. Bir insanın mutlulukla karşıladığı koşullar ise kendi zihinsel uyumunun sonucudur. Doğru düşüncenin ölçüsü maddi varlıklar değil, mutluluktur. Yanlış düşüncenin ölçüsü de maddi varlıklara sahip olmamak değil, perişanlıktır. Bir insan lanetlenmiş olduğu halde zengin olabilir; mutlu olduğu halde yoksul olanlar da vardır. Mutluluk ve zenginlik ancak zenginlik doğru ve akıllıca kullanıldığı zaman bir araya gelebilir. Bunun yanında yoksul olan bir insan da kendi payına düşeni adaletsizce yüklenmiş bir yük gibi gördüğünde perişanlığa gömülür.
Fakirlik ve düşkünlük, perişanlığın iki uç noktasıdır. Her ikisi de aynı derecede anormaldir ve zihinsel bozukluğun sonucudur. Bir insan mutlu, sağlıklı ve başarılı olmadıkça doğru düzende değildir; ve mutluluk, sağlık ve başarı da çevresindekilerle birlikte insanın içiyle dışının uyumlu şekilde ayarlanmasının bir sonucudur.
Bir insan sızlanıp küfretmeyi bıraktığında insan olmaya başlar ve yaşamını düzenleyen gizli adaleti aramaya başlar. Ve zihnini bu düzenleyici etkene uygun hale getirir. İçindeki durumun
nedeni olarak başkalarını suçlamayı bırakır. Kendisini güçlü ve asil düşüncelerle geliştirir. İçindeki güçleri ve imkanları keşfederek koşullara karşı çıkmayı bırakıp, aksine onları kendisinin daha hızlı ilerlemesine yardımcı araçlar olarak kullanmaya başlar.
Evrendeki hakim ilke karmaşa değil, yasadır; adaletsizlik değil, adalet yaşamın ruhu ve maddesidir. Dünyanın ruhsal idaresini biçimlendiren ve hareket veren kuvvet ahlaksızlık değil, doğruluktur. Bu durumda, evrenin doğruluğunu bulmak için insanın kendisini düzeltmesi gerekir. Ve kendisini düzeltme süreci boyunca, düşüncelerini diğer kişilere v şeylere doğru değiştirdikçe, diğer kişilerin ve şeylerin de kendisine doğru değişeceğini
görecektir.
Bu gerçeğin kanıtı her insanın içindedir, dolayısıyla kişinin sistematik olarak kendisini inceleyerek kolay bir araştırma yapmasıyla açığa çıkar. Düşüncelerini köklü şekilde değiştiren insan bu değişimin yaşamının maddi koşulları üzerinde sağlayacağı hızlı dönüşüme şaşıracaktır. İnsanlar düşüncenin gizli tutulabileceğini zannederler, fakat tutulamaz.
Düşünceler hızla alışkanlıklarda belirginleşir ve alışkanlıklar da çevresel şartlarda somutlaşır. Kaba düşünceler sarhoşluk ve şehvet alışkanlıklarında belirginleşir ve bunlar da yoksunluk ve hastalık şartlarında somutlaşır. Her tür kötü düşünce güçsüzleştirici ve kafa karıştırıcı alışkanlıklarda belirginleşir ve bunlar da dikkat dağıtıcı ve olumsuz şartlarda somutlaşır. Korku, şüphe ve kararsızlık düşünceleri güçsüz, mertçe olmayan ve kararsız alışkanlıklarda belirginleşir ve bunlar da başarısızlık, fakirlik ve kölece bağımlılık şartlarında somutlaşır.

Tembel düşünceler temiz ve dürüst olmama alışkanlıklarında belirginleşir ve bunlar da kirlilik ve fakirlik şartlarında somutlaşır. Nefret dolu ve kınayıcı düşünceler suçlama ve şiddet alışkanlıklarında belirginleşir ve bunlar da zarar ve eziyet şartlarında somutlaşır. Her tür bencil düşünce yalnız kendi çıkarını gözeten alışkanlıklarda belirginleşir ve bunlar da acı verici şartlarda somutlaşır. Öte yandan, her tür güzel düşünce zarafet ve nezaket alışkanlıklarında belirginleşir ve bunlar da hoş ve neşeli şartlarda somutlaşır. Temiz düşünceler ılımlılık ve kendi kendini kontrol etme alışkanlıklarında belirginleşir ve bunlar da dinginlik ve huzur şartlarında somutlaşır.
Cesaret, kendine güven ve kararlılık düşünceleri mertçe alışkanlıklarda belirginleşir ve bunlar da başarı, bolluk ve özgürlük şartlarında somutlaşır. Enerjik düşünceler temizlik ve çalışkanlık alışkanlıklarında belirginleşir ve bunlar da hoşnutluk şartlarında somutlaşır. Yumuşak ve bağışlayıcı düşünceler yumuşak başlılık alışkanlıklarında belirginleşir ve bunlar da koruyucu ve kollayıcı şartlarda somutlaşır. Sevgi dolu ve bencil olmayan düşünceler kesin ve sonsuz refah ve gerçek zenginlik şartlarında somutlaşır.

Belli bir düşünce silsilesi, ister iyi ister kötü olsun, mutlaka karakter ve koşullar üzerindeki sonuçlarını ortaya koyacaktır. Bir insan doğrudan koşullarını seçemez, fakat düşüncelerini seçebilir ve böylece, dolaylı fakat kesin b ir şekilde koşullarını biçimlendirebilir. Doğa herkesin en fazla üzerinde durduğu düşüncelerin yerine getirilmesinde yardımcı olur ve
hem iyi hem de kötü düşüncelerin en hızlı şekilde su yüzüne çıkmasını sağlayacak fırsatlar sunar.
Bir insan kötü düşüncelerinden vazgeçtiği zaman tüm dünya ona karşı yumuşayacak ve ona yardım etmeye hazır olacaktır. Güçsüz ve hastalıklı düşüncelerini bir kenara bıraktığında, güçlü kararlarına yardımcı olacak fırsatlar her yandan karşısına çıkacaktır. İyi düşünceler üzerinde durduğunda, kötü kader onu perişanlığa ve utanca boğmayacaktır. Dünya sizin kaleydoskopunuzdur ve birbirini izleyen her an size sunduğu farklı renk kombinasyonları da sizin sürekli hareket halindeki düşüncelerinizin mükemmel şekilde uyarlanmış resimleridir.
Ne olmak isterseniz onu olursunuz;
Bırakın başarısızlık bulsun yanlış tatminini
O zavallı sözcük olan “çevre”de,
Ancak ruh onu reddeder özgürce.
Zamanın hakimidir ve mekanın fatihi;Sindirir o kibirli düzenbazı, Talihi,
Ve verir zorba Koşula emrini
Tacını çıkart ve al bir hizmetçinin yerini.
İnsan İradesi, o görünmeyen kuvvet,
Evladı ölümsüz Ruhun,
Açabilir yolunu her amacın,
Girse de araya duvarlar ve granit.
Geç gelse de kalkışmayın sabırsızlanmaya,
Bekleyin anlayana kadar;
Ne zaman ki ruh yücelip hükmeder,
O zaman hazırdır tanrılar isteneni yapmaya.
Beyin Gücü Nasıl Kullanılır ? B-1

Beyin Gücü Nasıl Kullanılır ? B-2

Beyin Gücü Nasıl Kullanılır ? B-3

Beyin Gücü Nasıl Kullanılır ? B-4

Beyin Gücü Nasıl Kullanılır ? B-5

Beyin Gücü Nasıl Kullanılır ? B-6

Beyin Gücü Nasıl Kullanılır ? B-7

Beyin Gücü Nasıl Kullanılır ? B-2 Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.


Yukarı Çık