DOLAR: 2.71 TL
EURO: 3.05 TL

Aşk

1 yıl önce
16 kez görüntülendi

Aşk

Bitmek bilmez iktidar mücadeleleri, dini çatışmalar, mezhep
kavgaları, siyasi çalkantılar… 13. yüzyılda Anadolu bunların
hepsine yakından şahit idi. Batı’da, Kudüs yolundaki
Haçlılar Konstantinopolis’i işgal edip yağmalamışlar; böylelikle
Bizans İmparatorluğu’nun bölünmesine yol açmışlardı.
Doğu’da, Cengiz Han’ın askeri dehası, yüksek disiplinli Moğol
Ordularının nüfuzunun hızla yayılmasını sağlamıştı. Bizans
kaybettiği toprakları, refahı ve iktidarı geri kazanmaya
uğraşadursun, arada kalan çeşitli Türk Beylikleri de kendi
aralarında savaşmaktaydı. Emsali görülmemiş kargaşa ve
kavgalar hüküm salmıştı bu yüzyıla. Hıristiyanlar Hıristiyanlarla,
Hıristiyanlar Müslümanlarla, Müslümanlar da
Müslümanlarla çatışmaktaydı. Ne yana gitseniz husumet ve
hamaset, ne yöne dönseniz ıstırap ve hırs, kime rastlasanız
gelecek günlerin daha ne sıkımlar getireceğine dair tedirgin,
gergin bir bekleyiş…
Tüm bu vaveylanın ortasında, cümle şehirlerden Konya’da,
bir İslam âlimi yaşardı. Pek çoklarının Mevlâna, yani
“Efendimiz” diye seslendiği bu mümtaz şahsın dört bir
yandan gelmiş binlerce müridi, hayranı vardı. Tüm Müslümanlara
ışık tutan bir fener addedilirdi. Nâm-ı diğer Celaleddin
Rumi.
1244 senesinde Rumi, Tebrizli Şems ile tanıştı. Seyyah bir

Kalenderiye dervişiydi Şems; dilinin kemiği yoktu. Yollarının
kesişmesiyle başlayan süreç her ikisinin de yaşamlarını kökünden
değiştirdi. Öylesine sağlam, müstesna bir gönül birliğinin
başlangıcıydı. Aralarındaki bağı daha sonraki yüzyıllarda
yaşayan mutasavvıflar iki ummanın kavuşmasına benzettiler.
Bu benzersiz yarenlik sayesindedir ki Rumi, önceleri
hâkim çizgiye yakın duran bir din âlimiyken, alışageldik
tüm kurallardan çıkmaya cüret ederek adanmış bir gönül ehli,
aşkın ateşli savunucusu, semanın yaratıcısı ve tutkulu bir
şair oldu. “İslam âleminin Shakespeare’i” diye anılmasına yol
açacak muazzam eserler bıraktı geride. Derinlere kök salmış
taassupların, önyargıların çağında evrensel, kapsayıcı ve barışçıl
bir maneviyatı savundu; kapısını istisnasız her insana
ardına kadar açık tuttu. Tıpkı o zamanlar olduğu gibi, bugün
de nicelerinin “kâfirlere karşı savaşmak” olarak tanımladığı
zahiri bir cihaddansa, insanın kendi içine yönelerek olgunlaşmasını
hedefleyen bâtınî bir cihat üzerinde durdu. Kişinin
kendi egosuna karşı sonuna kadar mücadele ederek adım
adım nefsini yenmesini salık verdi.
Mamafih herkes kabullenemedi bu fikirleri; tıpkı yüreklerindeki
aşk tufanına herkesin açık olmadığı gibi. Tebrizli
Şems ve Rumi arasındaki o kuvvetli ruhani münasebet, dedikodulara,
iftiralara, saldırılara maruz kaldı. Söylediklerinin
küfre vardığını iddia edenler oldu. Yanlış anlaşıldılar. Tartışıldılar.
Kıskanıldılar. En sonunda belki de en yakınları tarafından
ihanete uğradılar. Tanışmalarından üç sene sonra trajik
bir şekilde birbirlerinden kopartıldılar.
Ama hikâyeleri burada bitmedi.
İşin aslı, hiç sona ermedi bu hikâye, devam etti. Neredeyse
sekiz yüzyıl sonra bile, Şems’in ve Mevlâna Celaleddin Rumi’nin
ruhları bugün hâlâ diri ve hercai, sema etmekteler
aramızda…

Aşk Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.


Yukarı Çık